Msn için en güzel hareketli Aşk İfadeleri ve Aşk smileyleri.
![]()
![]()


















Aşk sözleri, aşk mesajları, sözler, resim, izle, video
Aşkınızı tazelemek için yapmanız gereken şeyler aslında çok basit.
Sürpriz hafta sonu tatili hazırlayın
Uzun ilişkilerde tatil planlarını hep kadınlar yapmak zorunda kalır ve bu onlara artık eskisi kadar önemsenmediklerini hissettirir. Bir değişiklik yapın ve sevgilinizin uzun zamandır yapmak istediği tatili ondan önce planlayın.
Sevgilinize pofuduk oyuncaklar alın
Bazı kadınlar bundan hoşlanmadıklarını dile getirir, hatta bu oyuncakları aptalca buldukları bile söylerler. Özel bir gün olmadıkça, onlara kulak asmayın; inanın bize hepsi ortaokul günlerindeki o çocuksu heyecanı yaşamak için can atıyor. Ne dediğini umursamadan ona sevimli bir oyuncak alın ve paketi açtığında suratında belirecek çocuksu gülümsemenin tadını çıkartın.
“Özür dilerim” deyip, öpüp barışan taraf olun
Uzun süren ilişkilerde ufak kavgalar eskisi kadar ciddiye alınmamaya başlar. Bu nedenle iki taraf özür dilemeye yanaşmaz (özellikle de biz erkekler) ve bu durum kadınların canını tahmin ettiğinizden çok daha fazla yakar. Karşısındaki adamın ona “garanti” gözüyle baktığını ve bu nedenle de küçük bir özrü bile çok gördüğünü düşünmek, bir kadın için çok acıtıcıdır. Centilmenliği elden bırakmayın ve ilk adımı atan siz olun.
Sevgi sonsuzdur, sevgi hiç ölmez…
Genç adam elinde bir buket çiçek, sahile koşarak geldi… Gözleri şöyle bir sahilde gezindi, aradığını göremeyince
ilk gördüğü banka oturup sevdiğini beklemeye başladı. Ellerinde her zamanki çiçeklerden vardı. Sevgilisinin en sevdiği çiçekler bunlardı. Kırmızı, kıpkırmızı, kan kırmızısı güller… Sanki dalından yeni koparılmış gibi tazeydiler, buram buram kokuyorlardı, sevgi kokuyor, aşk kokuyor en önemlisi de özlem ve hasret kokuyordu güller…
Hepsinin üzerinde damlalar vardı. Sanki ağlıyor gibiydiler. Genç adam güllere baktı, sanki onlarla konuşuyormuş gibi, “Neden ağlıyorsunuz, bakın ben ne kadar mutluyum” dedi. Az sonra sevdiğini göreceği için kalbi deli gibi atmaya başlamıştı. Ne zaman onu düşünse, onunla buluşacağını hayal etse kalbi aynı böyle yerinden çıkacakmış gibi oluyordu. Senelerdir birbirlerini sevmelerine rağmen ikiside sevgisinden hiç bir şey kaybetmemişti.. Onları hiç bir şey ayıramazdı… Ne hasret, ne ayrılık, ne de ölüm…
Genç adam telaşla saatine baktı. Sevdiği yine geç kalmıştı, 1 dakika geç kalmıştı. Üstelik o, sevdiğini bekletmemek için dakikalarca önce koşarak geliyor, onu beklemeyi bile seviyordu. Ama sevdiği her zaman bunu yapıyordu. Devamlı kendisini bekletiyordu. Herkesin bir kusuru olurmuş diye düşündü… Gözlerini önündeki uçsuz bucaksız denizlere dikti. Denizin sonu yok gibiydi, tıpkı sevdiği kıza karşı olan aşkı gibi denizinde sonu yoktu.
Sonsuzluğa uzanıyordu. Aslında bugün onlar için çok özel bir gündü. Kendi aralarında sözleneceklerdi. Delikanlı önce bunu sevdiğine açmış, sonrada gidip iki yüzük almıştı. Bu kadar önemli bir günde bari onu bekletmemeliydi.. Ama alışmıştı artık beklemeye, zararı yok biraz daha beklerim diye düşündü. Güllerin yaprakları
nedense hala yaşlı idi. Bir türlü anlamıyordu onları. Her şey bu kadar güzelken neden ağlıyorlardı ki? İşte az sonra sevdiği gelecek, ona sarılacak, kucaklaşacaklardı… Sonra söz yüzüklerini takıp, evliliğe ilk adımlarını atacaklardı. Genç adam öyle heyecanlıydı ki sevdiğine kavuşmak için can atıyordu… Martılara baktı, birbirleriyle oynaşıp, uçuşan martılara… Ne kadar güzel dansediyorlardı havada. Tekrar saatine baktı genç adam. Endişelenmeye başlamıştı. Sevgilisi yine geç kalmıştı, hem de çok… Bu kadar geç kalmaması gerekiyordu. İşte her gün burada buluşmak için sözleşmiyorlar mıydı? Her gün sahilde, martılara bakarak,
denizin onlara anlattığı masalları dinleyerek birbirlerine sarılıp hasret gidereceklerine söz vermiyorlar mıydı?
O zaman neden gelmemişti yine? Aklına kötü düşünceler gelmeye başladı. Hayır.. hayır.. olamazdı.
Sevdiğine bir şey olamazdı. Onsuz hayat yaşanmazdı ki… O ölse bile devamlı benimle yaşar diye düşündü genç adam. Bunun düşüncesi bile hoş değildi. Gözlerini yere indirdi. Gözyaşlarını kimsenin görmesini istemiyordu. Zaten nedense etrafındaki insanlar ona sanki kaçık gibi bakıyorlardı. Rahatsız olmaya başladı bakışlardan.
Artık bıkmıştı… Yine sevgilisi geldi aklına.. Neden gelmedi acaba diye düşünmeye başladı. Gözlerini kapattı. 7 sene oldu dedi. 7 senedir her gün bu sahildeydi, sevdiğini bekliyordu. Daha fazla dayanamadı. Kalbi parçalanacak gibi oluyordu. Gözlerinden bir damla daha yaş güllerin üzerine damladı…
Yine gelmeyecek galiba, en iyisi ben onun evine gideyim diye mırıldandı… Hiç olmazsa gülleri her zamanki gibi yanına koyar, ona vermiş olurdu… Genç adam ayağa kalktı. Sevdiğiyle buluşmak üzere, yeşil tepenin
ardındaki kabristana doğru yürümeye başladı…
Aşk Deliliktir… Aşk gerçektende delilik midir???
Aşk kendin olmaktır, kendini bilmektir, kendini tanımaktır. Aşka düşmüşsen bir kez, bir sen önemlisindir artık bir de sevgili… Dünyada var olan her şeyin hükmü silinir aşığın gözünde. Hatta bazen, sevgilinin de hükmü yoktur, aşk kalır geriye, bir de o aşkı yaşayan sen. An gelir, benliğini de silersin, aşktan öteye kalan başka hiçbir şey yoktur. Yine de mutlusundur. Sen aşkını yaşamak istiyorsundur, yaşarsın da. Derler ki sana. “Deli misin sen?” Hayır desen ne fark eder, seni deli bilmek istiyorlarsa bırak bilsinler. Delilik, bir aşk için göze alınacak en hafif şeydir aslında… Öyle ya, canından vazgeçebilirken insan deli diye adlandırılmak da ne ki…
İnsanca bir duygudur aşk, insanın varlığına anlam katar. Yaşamanın amacıdır kimisi için. Aşk olmadan yaşanamaz mı peki? Onun adı hayat olmaz ama soluk alıp vermeye devam edersin işte o kadar. Bitkiler gibi… Aşka ’aşk’ denmesinin de nedeni bir bitkidir oysa… Ne yaman çelişki. ’Aşaka’dır bitkinin adı, bir tür sarmaşıktır. Sarar ağaçların gövdesini bir daha hiç ayrılmamacasına. İşte bu sarmaşıktır aşka adını veren. Aşk hep var olacaktır, sen onsuz yaşamayı tercih etsen bile. Neden aşkı istemez insan? Korkaktır da o yüzden. Bir bak aşksız yaşayan insanlara… Solgun hayatların sahipleridir onlar. Ne güneşin doğuşu, ne ağacın yaprağı, ne denizin mavisi ilgilendirir onları. Fark edemezler çünkü, aşksızlık kör etmiştir gözlerini. O durağanlığın içinde senin aşkın onlara delilik gibi gelecektir elbette. O zaman sormalı şimdi, aşkı yüreğince yaşayan mı delidir, aşka burun kıvıran mı?
Boşver, herkes kendi tercihlerinden sorumludur, sen de kendi deliliğinden sorumlu ol. İstersen sorumsuz ol. Evet, evet, aşk dışında her şeye karşı sorumsuz ol. Aslında biliyor musun, aşıksın diye seni deli sanmaları işini kolaylaştırır. Kimse senden sorumlu biri olmanı beklemez. E, delisindir ya bir deliye sorumluluk veren ondan daha deli olmaz mı? Onlar aşık olmayı bile göze alamazken deli diye adlandırılmayı mı göze alacaklar yani? Hiç sanmıyorum. Sadece sana ait sözcükler kullanarak, hiçbir yazım kuralına uymadan yazdığın aşk şiirlerine ’deli saçması’ diyecekler, aldırma. Yaz yazabildiğin kadar, fırsat bulduğunda da oku yazdıklarını sevgiliye. O anlayacaktır seni, yazdıklarının yüreğinin taa derinlerinden gelip kağıda döküldüğünü fark edecektir. Zaten sen ona yazmadın mı bunları? O zaman aldırma başkalarına. Hem sen delisin unuttun mu? Herkesten daha fazla saçmalamaya hakkın var. Aklında hiçbir şey kalmasın aşka dair, istediğin her şeyi yaşa. Birilerinin kuralları kısıtlamasın seni, aşk baş kaldırıştır kurallara. Aşık insan isyancı bir ruh taşır, gelemez kısıtlamalara. Aşk özgürleştirir insanı. Özgürlük delilikse eğer, ne duruyorsunuz o zaman, dünyanın bütün delileri birleşin!!
Genç kadın ve adam arasında geçen güzel bir diyalog: Bana Aşk Borcun Var…
Adam genç kadına seslendi:
- Bana gözyaşı borcun var!
Genç kadın sordu:
- Nasıl öderim?
Adam gözlerini kırptı;
- Haydi gülümse!
Gülümsedi genç kadın.
Adam, cebinden mendilini çıkarıp, borcunu sildi.
Ve mendilini özenle katlayıp, yine kalbinin üzerindeki iç cebine koydu.
Bir demet mor sümbül vardı kadının elinde.
İkisi de bahar kokuyordu…
Biri ilkbahar, diğeri güz.
Adam, seslendi yine;
- Bana mutluluk borcun var!
Genç kadın, biraz mahcup, biraz şaşkın sordu:
-Nasıl ödeyebilirim?
Heyecanlandı adam
- Haydi yat dizlerime!
Genç kadın bir kedi uysallığında, yattı dizlerine usulca.
Adam, şefkatle saçlarını taramaya başladı kadının. Saçları, güneşe ve yağmurlara hasret hiç yaşanmamış baharlara benziyordu. Çaresizliğini ördü sırasıra. Sonra saçının her teline, mutluluğun çığlıklarını bağladı adam.
Yetmedi, gizli düğüm attı… Ağladı…
Hava kararmak üzereydi. Dışarıda yağmur yağıyordu delice. Adam, sürekli borç defterlerini kurcalıyordu.
Genç kadının gözlerinin içine baktı;
- Bana yürek borcun var!
Borcunun farkındaydı sanki genç kadın, şaşırmadı.
- Bu borcumu nasıl ödeyebilirim?
Adam kollarını uzattı
- Haydi tut ellerimi!
Sümbül kokusu sinmiş ellerini uzattı genç kadın. Elleri öyle sıcaktı ki, eriyiverdi bütün borcu avuçlarının içinde.
Genç kadın gitmek üzereydi.
Adam son kez seslendi;
- Bana can borcun var!
Kadın irkildi;
- Can mı?
Sigarasından derin bir nefes çekti adam;
- Evet… Can borcun var. Sensizlik öldürüyor beni!
Hoşuna gitti sözler kadının
- Peki bu borcumu nasıl tahsil etmeyi düşünüyorsun?
Adam, biraz daha yaklaştı;
- Yum gözlerini!
Hiç tereddüt etmeden yumdu gözlerini.
Adam da yumdu gözlerini, masumca bir öpücük kondurdu
kadının titreyen dudaklarına.
- Bu ne şimdi yaptığın? diyerek çattı kaslarını kadın…
Adam, pişmanlıkla, memnunluk arasında gidip geldi. Kekeledi;
- Hayat öpücüğüydü!
Kısa bir sessizliğin ardından bu kez kadın öptü adamı şehvetle…
Adam, şaşırdı;
- Ya senin bu yaptığın neydi?
Genç kadın kapıya yöneldi;
- Veda öpücüğü!
Kalan borçlarına karşılık, yürek dolusu çaresizlik ve bir de mor sümbüllerini masanın üzerine rehin bırakıp gitti genç kadın.
Adam koştu peşinden sümbülleri geri verdi kadına.
- Ne olur iyi bak umut çiçeklerime, solmasınlar…
Genç kadın sümbülleri aldı:
- Merak etme, gün aşırı sularım çiçeklerini!
Adam sevindi:
- Güneşe, suya gerek yok. Gülümse yeter!
Kadın gözden kaybolurken haykırdı adam,
- Umutlarımı kefil yaptım. Unutma, bana aşk borçlusun!
Haykırışı yağmura karıştı.
Kadın, yağmuru hissetmeyen kalabalığa…