Seni Sevmek

Şubat 27, 2012 under Aşk-Sevgi

Gittin…

Dudağıma, çocuksu susuzluğumla asla doyamadığım öpücüklerinden birini kondurup gittin. “Ne olur öyle bakma bana” dedin en son…

Daha birkaç dakika önce gözlerimde varlığınla alevlenen yaşam sevincinin yerine, boyun eğmiş, donuk ve daha şimdiden hasretinle kavrulmuş bir karanlığı bırakıp gittin… Dolmuştu zamanın.

Yüreğimdeki kum saatini, o göz açıp kapayıncaya kadar geçen “sen”den, sanki asırlarca tükenmek bilmeyen “sensizliğe” tersyüz ederek gittin.

İçimde, günlerdir yokluğunla zayıflamış, kalbi kupkuru kalmış aşk çocuğunu sevginle emzirme sarhoşluğuyla delirdiğim şu üç saatin içindeki yüzlerce “an”ı “anı”ya dönüştürerek…

Önce gözlerim öksüz kaldı yokluğunda. Sonra, nefesinin o buğulu sıcaklığından mahrum kalan evimin rutubet kokulu duvarları…

Gittin…

İki aşkın arasında şaşkın. Ürkek ve çaresiz bir çocuk gibi savrulan kalbini cebine koyup, başka bir eve gittin uyumaya. Artık senin değildi evin, “sizin” di. Benim özlediğim o eski evin değildi gittiğin…

O eski ev… Oturup, zamanın o yağmursuz, o parça parça yüzüne bakarak, güneşin bütün gün sadece yalayıp geçtiği loş pencerelerinde dalgınlığımızı biriktirdiğimiz o ev…

Şaşardık bazen. Ansızın, hesapsızca, belki de yorgun düşerek… Akıldışı bir hızla devinen imgelerin ortasında, bir çığ gibi ömrümüze yığılan anılardan birin seçip, dondurarak… Hayat, çok eskilerden gelen sonsuz bir ayinle ilgili gibi, bir gelenek gibi tekrar ederdi etrafımızda, umurumuzda olmadan…

Elin çaya uzanırdı.
Tenim dudaklarını özlerdi.
Bir sözüm şiirin olurdu. Demlenirdik.

Gömüldükçe düşlerin o büyülü uykusuna, aşkımın kalbimdeki ilahi melodisi çalınırdı kulaklarına birden. Nasıl da ürkerdin… Karanlıktan korkan bir çocuğun teselli isteği gibi bölerdi sesin suskunluğumuzu.

Ruhlarımızın bir yerlerde buluştuğuna, düşlerimizin bir yerde kesiştiğine inanmak istediğim bu hayattan çalıntı anları, beni bunun aksine inandırmaya çalışan bir sesle ve ilk önce hep sen bölerdin.

İşte böyle anlarda yüzü daha da netleşirdi dünyaya gözlerinden bakan o yaralı çocuğunun… İşte ben en çok seni içimden doğru sevdiğim böyle anları severdim.

Hayatın içinde seni barındırdığı her karesinde uzun uzun soluklar alarak, o günlük, o sıradan ayrıntılarını alabildiğince büyütüp, içinde kaybolarak severdim seni… Odanın içinde, varlığına yıllardır aşina olduğun bir eşya gibi sessizce kaybolarak, seni izlemek ve başının üzerinden sonsuzluğa akıp giden düş bulutlarında şekillenen her şeyi, şu yüreğimde senin için büyüttüğüm şiire mısra yapıp eklemekti seni sevmek.

Sevmek hayatına tanıklık etmekti benim için…
Sabahları evden çıkmadan önce, uykundaki o en masum halini öpücüklere boğarken “gitme” diye sayıklayan sesine kıyamayıp, patrona bin bir yalanlar uydurarak, işe gitmemekti seni sevmek…

Sana kahvaltı hazırlamaktı. Senle hazırladığım sofraya iştahla oturup “sen var ya, bir meleksin, neden seninle evlenmiyorum ki ben? Senden daha iyisini mi bulacağım”diyen muzip sözlerine sevinmek, belki de çocukça inanmaktı. İnce ince kıyılmış, tabağa motif gibi işlenerek dizilmiş ve hep sevdiğin gibi üzerinde zeytinyağı ve limon gezdirilmiş domateslere, yaptığım mezelere duyduğun minnete şaşırmaktı. Hayatına eklemekten çılgınca zevk aldığım o şefkatli inceliklere duyduğun minnete şaşırmaktı seni sevmek…

Seni sevmek, bundan yıllar önce, seni bir idol gibi içimde büyütüp, hayranlığımın yavaş yavaş aşka dönüşünü ürkekçe gizleyerek kaleme aldığım mektuplarıma, aynı incelikle, aynı özlemle, aynı hayranlıkla verdiğin cevaplarına inanmaktı. Tüm ısrarlarına rağmen, bu eşsiz büyüyü bozmaktan çekinip, aylarca seni bir kez bile aramamaktı. Sonra ansızın yollara düşüp, çocukluğumda kalbimde filizlenen sevdası senin aşkınla yeşeren bu kentin sokaklarında izini sürmek, kendi sözlerinle “bu inceliğin ve bu derin anlayışın yüzünü”, yani o merak ettiğin yüzümü, gözlerine taşımaktı. Buluştuğumuz cafe de, ayların günlerin telaşı ve suskunluğuyla anlattığın şeylerin hiçbirini algılamadan, sadece hayranlıkla seni, o hepimiz gidiliğini seyrederken, masanın altından bir türlü çıkartamadığın o telaşlı, o çocuk ellerinde kendini ele veren heyecanına inanmaktı…

Seni sevmek, o gece rakı içtiğimiz köhne meyhaneden çıkıp yürüdüğümüz sokaklarda, Nisan ayında bir mucize gibi gökyüzünde dans eden kar tanelerinin Tanrı’nın bu aşk için gönderdiği bir işaret olduğuna inanmaktı.

Seni sevmek kadınlığımı, bedenimi ve hazzı ilk defa seninle keşfetmekti. Onyedi yıldır sanki sadece senin için sakladığım bedenimi, en ufak bir tereddüt duymadan ve beklentisiz bir sarhoşlukla sana sunmaktı. Her dokunuşunda kutsal bir ayinin o sıcak ve tatlı şarabını yudum yudum içer gibi…

Seni sevmek, aşkın uğruna, ama senden izinsiz, başka bir kentteki hayatımı sıfırlayıp, yaşadığın kente, yaşadığın göğün altına, ıslandığın yağmurların altına gelip yerleşmekti. Senden başka, bu koca kentte bir başınalık ve kimsesizlikti seni sevmek… Sokaklarda tek bir tanıdık simaya rastlamamaya alışmaktı güçlükle… Hücrelerimle beraber çoğalan aşkını özgürce ve sınırsızca yaşamak için ailemin şefkatli ve anlayışlı kollarından sıyrılıp kanatlanmak, yıllanmış can dostların sevgisini çok uzaklarda bırakmaktı…

Seni sevmek, yalnızlığın soğuk kollarından biraz olsun sıyrılıp, nefes alabilmek için geceleri saatlerce tek başıma Beyoğlu’nun karanlık sokaklarında kalabalığın soluğuyla ısınmaya çalışmaktı. Hiç tanımadığım insanların yüzünde senin yüzünü aramak, onların kaybolmuş, umutsuz hayatlarında yaralı geçmişinin ve çocuksu düşlerinin izini sürmekti.

Seni sevmek, bu kentin tozlu, soluk ışıkları ruhumu ısırırken, aynı gecenin yıldızları altında seni deliler gibi özlemekti. O geceyi de kollarında geçirebilmeye seni ikna edebilmek için saatlerce sokaklarda dolaşıp, barlarda, kahvelerde oturup eve dönüşünü beklemekti. Bazen bu bekleyişlerin sonu, yorgun düşmüş bedenimi sürüklediğim evimde, o gece bir başka kadının yanında uyumana ağlamak olurdu sabaha kadar… Ertesi gün bir şizofren gibi, hiçbirşey olmamış gibi tekrar seni sevmeye koyulurdum. Şaşırırdım.

Çünkü, seni sevmek direnmekti sevgili… Güçsüz olanı acımasızca yok eden bu kentin hoyratlığına ve senin için artık inanmaktan çoktan vazgeçtiğin, yaşadığın hayal kırıklıklarıyla çok uzun zamandır kaybettiğin o aşk duygusunun gerçekliğinin canlı ispatı olmaya direnmekti. Kalbine inançla aşk tohumları ekmekti seni sevmek. Sevmek o yitirdiğin aşk şarkısı adına sana umut vermekti.

Seni sevmek, ait olduğun gökyüzünde seni özgür bırakmaktı. Koparmamaktı kanatlarını. Ruhunun ve kaleminin tek besin kaynağından, başka sevgilerin şiirine eklediği mısralardan kıskançlıkla seni mahrum etmeye yeltenmemekti.

Sevmek, ruhumun tek sahibi olan seni sahiplenmemeye kanaya kanaya razı olmaktı. Çocuksu bir saflıkla tek vazgeçemeyeceğinin ben olduğuma kendimi inandırarak, hayatına boyun eğmekti.

Seni sevmek, bir babayı, bir can yoldaşını hayatının sonuna kadar yanında olduğunu bildiğin güvenilir bir dostu, ilgiye ve şefkate doymayan çaresiz bir küçük çocuğu, ama en çok da tutkulu, kıskanç ve yüreği sonsuz maviliklere akan bir deli aşığı sevmek gibiydi.

Bir gün ansızın, telefonda duyduğun bir sese, ya da yeni tanıştığın bir kadına aşık olduğunu, sanki tepkimi ölçmek ya da seni nasıl kıskandığımı görmek isteyen abartılı bir heyecanla söylediğinde, telaşa kapılmamak, bunun gelip geçici bir duygu olduğuna ve asla benden vazgeçemeyeceğine inanmaktı… Yine de içimdeki o kaçınılmaz endişe ister istemez sarardı yüzümü… Sesim soluğum kesilirdi birden… İşte öyle anlarda beni sımsıkı sarıp, tutkulu bir sevişmenin ilk öpücüklerini dudağıma kondururken “Sen küçücük bir kızsın, biliyor musun” diyen şefkatli sesini severdim en çok. Ve aslında ben dâhil, hiç kimseye âşık olamayacağını düşünür hüzünlenirdim.

Rüyalarımın gül kokusu.

Sonra bir gün aşka açıldı yüreğinin sürgüleri
Sonra bir gün şiirlerin başka bir aşkın kokusuna büründü.

Yıkıldı tabuların… Kırıldı zincirlerin… Uzağıma düştün.

Bu defa farklıydı, hissetmiştim. Yalnız bedenini değil, ruhunu da paylaşmaya başlamıştın bir başka kadınla.

Sonra sevmek yavaş yavaş kayışını izlemek oldu avuçlarımdan. Seni sevmek, sen sabaha karşı uyuduğumu sanarak yanımdan kalkıp bir başka yürekle telefonda özlem giderirken, içimde kopan fırtınaları susturmaya çalışmak oldu sessizce.

Habersizce kapını çaldığım o gün, kapında kalıp, içeri girememek oldu. O güne kadar hiç olmazsa bana karşı dürüst olmanla, yaşadıklarını benden gizlememenle, yalan söylememenle avunuyordum. Ama bir başkasını incitmemek, üzmemek için ondan gerçekleri gizlediğini, yalanlarla da olsa o nu koruduğunu fark edince bu avuntu da terk etti beni. Yalanlarını bile kıskanır oldum.

Neden dürüst olmak için beni seçmiştin sanki. Gerçeğin acımazız zindanlarında neden beni kilitli bırakmıştın.

Ne çok düşündüm bu soruların cevaplarını.
Ne çok sorguladım kendimi, nerde hata yaptığımı, neyi eksik bıraktığımı.

Kadınca oyunlardan haberim olmadı hiçbir zaman. Seçtiğin yaşam biçiminden koparmak, seni soluksuz bırakmak demekti benim için. Hatam seni bir mülk gibi sahiplenmemek miydi? Acaba istediğin bu muydu? Seni yanlış mı tanımıştım? Bana hep, ne kadar asil bir yüreğim olduğunu söyler dururdun. İsyanım, kalbimin ezilmiş parçalarının üstünü örtüp, sessizce çekip kapını çıkmak olurdu en fazla.

Yalnız kalmak istediğini daha sen söylemeden yüzündeki bulutlardan hisseder, çekip giderdim. Özür diler gibi bir sesle, onun geleceğini söylediğinde, sessizce çıkıp giderdim. Karşında ben otururken, onunla saatlerce telefonda konuştuğunda çıkıp giderdim. Hep giderdim.

Bu onurlu tavrımdı belki de ezen yüreğini. Vazgeçemediğin tek yanım buydu belki.

Sonra, sevmek yaralı kadınlığımı başka yüreklerle avutma yanılgısına kapılmak oldu. Buna hakkım olduğunu söyleyip dursan da, biliyorum aslında içten içe hiç affetmedin beni. Sen çoktan parçalanmıştın zaten. Benim de yüreğimi böldüğümü düşünmek sana bile ağır geldi. Oysa ben, seni değil, kendimi cezalandırıyordum başka bedenlerle… Ruhumu kemiren bu deli aşkı cezalandırıyordum. Bunu anlamadın mı sevgili?

Sevmek seni değil çocukluğumu, düşlerimi, kendimi aldatmak olmuştu artık. Bana bağlanan masum aşkları seninle aldatmak olmuştu… Kimseye veremedim yüreğimi. Ne zaman baksalar içime, yüreğimin kırık aynasında kendilerinin değil senin yüzünün aksini gördüler hep… Sessizce çekip gittiler. Fark etmedim bile gittiklerini…

Gittin…

Seni sevmek, bensiz akıp giden hayatına bir yabancı gibi uzaktan bakmak oldu çoktandır… O çocuk ellerinin, bir başkasının saçlarında gezindiğini, aniden özlemle sarılıp bir başka yüzü öpücüklere boğduğunu, sabahları uykunda bir başka kadına “gitme” diye sayıkladığını düşünmek oldu, seni sevmek… Geceleri kokuna hasret yatağımda ter içinde uyanmak, kendimin bile affedemediği bir bencillikle, kalbindeki tek aşkın benimki olması için gözyaşları içinde Tanrı’ya yalvarmak oldu…

Seni yasak bir aşk gibi gözlerden uzakta, rutubetli duvarlar arasında yaşamak oldu, sevmek.Beni hayatından dışladığın için öfke nöbetlerine kapılıp, bana bile yabancı gelen, hiç tanımadığım bir sesle sana bağırmak, haykırmak, ağlamak, sonra pişmanlıkla affedip tutkuyla sana tekrar sarılmak oldu…

Yabani bir ot gibi ruhumu sarıp sarmalayan öfke ve kıskançlık duygularıyla benliğimden uzaklaşmayı kendime yakıştırmamak, kaldığım bu karanlık dehlizde, kendi kalbimde, yalnızlığımda, sensizliğimde, kendi aşkımla delirmek oldu seni sevmek.

Şimdi, bu acıya bir son vermesi, kendisini terketmesi, sonsuzluğa bırakıp gitmesi için birbirine yalvaran iki yüreğiz artık. “Ayazda iki yürek” gibiyiz.

Sen benim şizofren aşkımsın… Ben senin kanayan vicdanınım. Affet beni sevgili… Verdiğim sözleri tutamadım.

comments: 0 » tags:

2012′nin moda renkleri

Şubat 6, 2012 under Aşk-Sevgi

Bu yıl hangi renkler moda hangi renkler çöpe gidecek.

Bu yıl pek çok farklı renk gün yüzüne çıkacak ve pek çok rengin tahtı sallanacak gibi. Çünkü

Yeni yıl ile beraber değişen elbise şekilleri, ayakkabı modelleri ve saç renkleri beraberin de kullanılan renklerinde değişmesine neden oldu. Eğer sizde alışverişe çıkacaksanız veya kendinize bir elbise yaptırmaya ya da çanta almaya karar verdiyseniz bu yılın moda renklerini anlattığımız bu yazımızı okumadan hareket etmeyin. Gelelim bu yıl pek çok kadının üzerinde göreceğimiz renklere.

Krem

Evet, krem rengi yeniden canlanan renkler arasında yerini alıyor bu yıl. Pek çok siyah renkteki elbisenin iç kısmını bu yıl krem rengi elbiseler süsleyecek. Ayrıca krem rengi çantalarda bu yıl moda olacak eşyalar arasında.

Açık pembe

Kendine has bir canlılığı temsil eden açık pembe rengi yazın pek çok kısa elbisede ve aksesuarda en çok tercih edilen renkler arasında yerini alacak. Ayrıca uzun gece elbiselerinde de bu rengi bu yıl çoğu kez görecek gibiyiz.

Turuncu

Bu yılın galiba en çok çıkış yapan rengi turuncu olacak. Evet, bu yıl turuncu rengini pek çok elbisenin, kıyafetin, kemerin, aksesuarın, çantanın ve ayakkabının üzerinde görecek gibiyiz.

Bunun nedeni ise bu yıl farklı ve canlı renklerin bir adım öne çıkmasından kaynaklanacağı. Evet, bu yıl canlı ve daha çok enerji yansıtan renkler tercih edilecek hemen hemen pek çok eşyada.

Beyaz

Beyaz rengi olmadan galiba hiçbir elbise hayat bulamaz gibi. Beyaz bu sene pek çok dantelli ve saten elbiseye hayat verecek renkler arasında yerini alıyor. Özellikle iç giyim ve gece kıyafetlerinde ve açık kıyafetlerde beyaz rengin hâkimiyeti söz konusu olacak gibi. Ayrıca beyaz rengin hâkim olduğu gelinlik rektörü bu yılda sadece beyaz olarak devam edecek bölümler arasında yer alıyor.

Fuşya

Bu renk hem enerji verici, hem çekici, hem de kendisine ait bir havası olduğu için bu senede kullanılacak renkler arasında yerini alacak gibi. Özellikle abiyeler ve gece kıyafetlerine öne çıkacak renkler arasında olan fuşya rengi iyi kullanıldığında daima göze gelen bir renk olmuştur. Bu rengi ayakkabı ve takılarda da bu sene sıkça göreceğimize eminim. Eğer bu renk bir şey olmayı düşünürseniz bizce hata yapmış olmazsınız. Fakat kullandığınız alanın önemli olduğunu unutmayın.

Siyah ve beyaz

Galiba dünyada bu iki rengin kombinasyonu kadar güzel kombine olan başka hiçbir renk yok dersek hata yapmış olmayız. Çünkü siyah ve beyazım kombinesinden oluşan elbiseler, ayakkabılar, kemerler ve iç giyim sektörü bu senede hız kesmeden devam edecek gibi. Siyah ve beyazın kullanılacağı her kıyafet bu senede göz kamaştırmaya ve dikkat çekmeye devam edecek renkler arasında yer alıyor. Siyah beyaz bir eşya alırken lütfen üzerinizde uyumuna ve kullanılan yere dikkat edin. Ayrıca siyah beyaz elbise tercih ederken kesimin ve rengin elbiseye kattığı havayı da dikkatlice inceleyerek seçim yapın.

comments: Closed

İşte Aşk

Şubat 6, 2012 under Aşk-Sevgi

Aslında bu sorunun yanıtını bugüne kadar verebilmiş hiç kimse yok.

Çünkü; felsefeciler kurdukları cümleler ile, şairler mısraları ile, ozanlar türküleri ile, tiyatrocular oyunları ile bu tarifsiz kavramı açıklamaya çalışmıştır. Aslında aşk kavramının belirsiz bir kavram olduğu buradan ortaya çıkmaktadır.

Çünkü farklı farklı kişiler aşkı farklı farklı şekillerde yorumlamışlardır. Aşk bana göre bir kalp ağrısı sana göre çıkmaz bir sokağın ta kendisi bir başkasına göre ise sonsuz mutluluğun tek adresi…

Peki aşk neden bu kadar tarifsizdir veya biz neden her seferinde aşk için bir tarif ararız veya onu anlatmak için kelimeler seçmeye çalışırız?

Aslında bunun cevabı basit, insanlar yaşadıkları bu garip duyguyu anlatmak ve ifade etmek isterler.

Bu sayede kendilerini daha rahat hissedecek  ve başkalarından yardım almaya çalışabileceklerdi fakat aşk denilen bu kavramın veya bu duygunun yaşanılan ilişkiye, kişiye, yere göre farklılık göstermesi onun için kurulan tüm kelimelerin sadece kişiye özel kalmasını sağlamıştır. Bu yüzden hiç bir zaman hiç kimse aşkı tarif edememiştir veya tarif edilmiş olan bir aşk tanımını kabul etmemiştir.

Ama her kim olursa olsun ne bu duyguyu yaşamak ister kimi aşık olduktan sonra çok büyük acılar çekse de kimi ayrılık ile sonlandırsa da ilişkisini yeniden aşık olup yeniden bir şeyler yaşamak ister çünkü insanoğlu bu duyguyu bünyesinde hissetmeye her zaman muhtaç olmuştur.

Bu duygu ile büyümüştür çünkü. Düşünsenize bu hayatta tattığınız ilk aşk ilk sevgi anne sevgisidir daha siz dünyaya geldiğiniz an başlar bu büyük aşk sizin ile birlikte büyüme ve gelişmeye başlar anne sevgisinin yanına belli bir yaştan sonra başkalarının da sevgisini eklersiniz derken büyümüş ve bu sevginin bu aşkın getirisi ile evlenmişsinizdir bile ve artık sizde doğan çocuğunuza vereceğiniz sevgi ile onu bu hayata hazırlıyorsunuzdur belki de.

İşte bu ve buna benzer sebeplerden dolayı gönlümüz hep bir aşk hep bir sevgi taşır ve her zaman bunu muhtaçtır. İnsanlar bu yüzden bu büyük duygu karşısında yıllarca tarif aramış ve dudaklarından, kalplerinden ve kalemlerinden dökülenler ile bu duyguyu tarif etmeye çalışmışlardır.

Bu yazımızda bizde zor bir görev seçip size aşkı kendi dilimizin döndüğünce kendi kelimelerimizin izin verdiğince anlatmaya ve tarif etmeye çalıştık.

Ama şu bir gerçek ki aşk herkes için var ve bu yüzden herkesinde kendince bir tarifi var.İşte bu yüzden aşk evrensel, bedensel ve ruhsal bir olgu kavramına ulaşıyor bazen birbirinden çok farklı kişiler bile veya birbirinden tamamen farklı dünyalar bile ortak tek bir nokta bularak buna sarılmayı ve aşkın gücü ile bu irade sayesinde birlikte hayat yolunda yürümeyi kabul edebiliyorlar. Şimdi gözlerinizi kapatın ve yaşadıklarınızı düşünün daha sonra aşk için söyleyeceğiniz veya kuracağınız cümleler sizin bu hayatta aşk için kurduğunuz cümleler olacaktır ve sadece sizi yansıtacaktır. Hem size karşı bir yansıma olacaktır bu hem de çevrenize karşı. Umarım herkes bu duyguyu yani aşkı gönlünce yaşar ve daima aşk ile büyür. Çünkü aşk ile büyüyen insanlar çevresine hep aynı güzellikte bakarlar ve çevresini hep aynı güzellikte etkilerler. Bizce bu karşı konulamaz ve bu dünyada insanoğluna lütfedilmiş en güzel olgudur.

Sevin.

Sevilin.

Ve gönlünüzce yaşayın.

comments: Closed

Eş seçimi

Şubat 6, 2012 under Aşk-Sevgi

Eş seçimi oldukça önemli bir konudur hatta şöyle diyebiliriz hayatınızda galiba bundan daha büyük bir seçim yapmayacaksınız.

Eş seçimi yapmadan önce kendinizi çok ama çok iyi tanımalısınız.

Peki gelelim evlilik ve eş seçimlerinde  dikkat edilmesi gereken hususlara .

Evlilik kavramı karşı cinsten iki bireyin yaşantıları paylaşmak,  birlikte yaşamak, çocuk yapmak ve çocuklarını yetiştirmek gibi amaçlar ile yaptıkları bir anlaşma veya sözleşmedir.  Evlilik günümüzde tamamen  kurumlaşmış bir yol, bir ilişkiler ağıdır. Bir kadın ile  bir erkeği karı koca sıfatı ile  birbirine bağlayan  ve doğacak çocuklara belli bir güm, isim, statü sağlayan toplumsal yönden devletin gibi bir mekanizmanın  kontrol,  hak ve birey üzerinde yetkisi bulunan yasal bir ilişki biçimidir.

Bir  ilişkinin uzun soluklu olmasının nelere bağlı olduğunu şu şekilde Açıklarsak yanlış olmaz herhalde. Hepinizin bildiği gibi  bazı ilişkiler kısa süreli olurken  bazı ilişkiler çok uzun süreli oluyor. Hatta bazı ilişkiler ölüme kadar devam ediyor. İşte bu gibi durumlar bireyin ilişkilerinde içinde bulunduğu sosyal yapıya, yaşa, aldığı eğitime, dini inançlarına, aile ortamına, siyasal fikirlerine bağlı olarak değişiklikler gösteriyor. Tüm bireylerin  birbirlerini benzer olarak algılamamaları gerektiğine, ilişkilerin uzun veya kısa süreli olmasında önemli rol oynarmaktadır. Ailenin de ana temelinde biri erkek biri bayan olmak üzere iki yetişkin insanın uzun süreli, doyumlu ve ihtiraslı  bir ilişki içinde bulunması yatar.

Eş seçimi yaparken ilk önce kendinizi tanımalısınız. Siz acaba nasıl bir insansınız ?

Acaba siz nasıl bir eş olacaksınız ?

Evlilik kurumun da mutluluk, daha çok genellikle eş seçiminin iyi yapılmasına bağlıdır. Çünkü  eş seçiminin gerçekleşmesi için bireyin beklentilerinin  amacını tartışması ve bunları karara bağlaması ve benzeri beklentileri olan kişiyi eş olarak seçmesi beklenir. Bu veya buna benzer  hususları hiç düşünmeden evlenen kişiler  genellikle hep yanlış kişiyi eş olarak seçme hatasından dolayı kendilerini koruyamamaktadırlar. Yani kararları tamamen sizin ile uyuşan kişiler doğru eştir diyebiliriz.Bunu sizlere birkaç örnek ile açıklayacak olursak.

 

“Eşim çok fazla çalışıyor ve çok fazla para kazanıyor fakat yinede hiç tatmin olmuyor ve çalışmaya daha fazla çalışmaya devam ediyor. Bu yüzden günde 14 saat çalışıyor. Çocukları için tamamen yabancıdan farksız. Bana sağladığı bu çok geniş olanaklara karşın kendimi dul kalmış gibi hissediyorum. Keşke bu haddinden fazla zengin hayat yerine çok daha düşük veya çok daha kötü  olanaklar içinde eşimi her akşam görebileceğim bir evliliğim olsaydı.”

 

İşte yaşamımız bu ve buna benzer sayısız örnek ile doludur. Örneklerin işaret ettiği gerçek şudur: ‘Senin için neyin çok önemli olduğuna ilk önce karar ver ve sonra ona uygun kişiyi kendine eş olarak aramaya koyul. Sağlam evlilikler gerçeklere dayalı olan evliliklerdir, bunu sakın  unutma.’

 

Bireyin  evlenebilir duruma gelmesi, bazı  kişilik özelliklerine tamamen sahip olması anlamını da taşımaktadır. Yapılan araştırmalar sonucunda eş olacak kişilerde yani evlenebilecek kişilerde bulunması istenen birkaç özellikler şöyledir.

- Güvenilir olmak

- Duygusal kararlılığa sahip olmak

- Mutlu kılmaya hazır olmak

- Cazip olmak

- Aile hayatına ve çocuk sahibi olmaya istekli olmak.

İşte bu özellikler veya şöyle diyelim bu kavramlar sizde tam anlamıyla oluşmuşsa ve doğru şekilde sizin ile aynı isteklere sahip birini bulduysanız evlenmek için doğru zamanda ve doğru kişiyi seçmişsiniz demektir.Bu şekilde yapacağınız bir evlilik ömür boyu olacak ve daima mutlu olmanızı sağlayacaktır.

comments: Closed tags: ,

Nasıl flört edilir

Şubat 6, 2012 under Aşk-Sevgi

Flört, ilişkinin ilk basamağıdır. İyi bir flört dönemi, sağlam ve güçlü bir ilişkinin de başlangıcı olabilir.

Birbirinden oldukça fazla hoşlanan kadın ve erkeğin bir ilişkiye ilk adımı atmadan önce birlikte olabilmek ve oldukça sağlam bir ilişki kurabilmek için birbirlerini güzelce test ettikleri bir ön safhadır diyebiliriz  flört dönemi. Bir nevi basit oyundur. Çünkü asla ilişki aşamasına geçtiğinizde olduğunuz kadar açık ve net değilsinizdir flörtte. Karşılıklı olarak kendinizi tanıtma,anlatma ve anlayabilme dönemidir bu süreç.

Tabii bu kendini anlatmadan kasıt sadece sözlerle olmayabilir.Bakışlarla, tavırlarla, konuşma şekliyle, kültür seviyesiyle , giyim şekliyle, kısaca söylemek gerekirse sizi siz yapan her şeyle olmaktadır. Aynı şekilde sizde karşınızdaki kişinin bakışlarından, sözlerinden, konuşma tarzından, oturup kalkmasından, çevresinde bulundurduğu insanlardan, olaylara gösterdiği tepkilerden onu anlamaya çalışırsınız.

İlişkiye başlamadan önce dişiliğinizi kendinize olan güveninizi göstermekten asla çekinmeyin !

Flört aşamasında genellikle bir erkeğin kadında aradığı en önemli özelliklerden biri dişiliktir.Dişiliği sadece seksapalite olarak veya dik başlılık olarak algılamamak gerekir. Anaç , şefkatli ve duygulu yanınızla birlikte tüm kadınlığınızı,dişiliğinizi; davranışlarınızla ve göz temasınızla karşı taraftakine göstermelisiniz.

Flört, ilişkinin ilk basamağıdır demiştik.Bir ilişki ne zaman başlar derseniz, yatağa girdiğiniz anda başlar! O noktadan sonra yaptığınız küçük,sevimli flört oyunları sona erer. Çünkü artık siz bir ilişkiye başlamışsınızdır, Ruhunuzla, bedeninizle , varlığınızla kısacası sizi siz yapan her şeyinizle açılırsınız karşı tarafa. Tamamen savunmasız bi şekilde sunarsınız kendinizi ona.

Karşınızda ki kişinin sizi her zaman arzulamasını sağlayın !

Flörtte ilk ve en önemli  kural, erkeğin ilgisini ve alakasını her an ayakta tutabilmeyi sağlamaktır. Açık açık  konuşmakta oldukça yarar var; aklınızla,düşüncelerinizle,hareketlerinizle ve söylediklerinizle karşı tarafı etkileyebilirsiniz,Bir erkeği kadına yaklaştıran en önemli noktanın onu arzulaması olduğunu sakın unutmayın.

Bırakın flörtünüz de  ilk adımı o atsın yani karşı taraf !

Flörtte ilk adımı erkeğin atmasına kesinlikle izin verin. Çünkü bu kaçan kovalanır taktiğinin genel bir parçasıdır. Erkek, “Ben bu kadını nasıl elde edebilirim acaba?” diye düşündükçe, size karşı olan ilgisi ve heyecanı da oldukça hızlı bir şekilde kat ve kat  artar.Sizin için adeta çılgına döner. Siz herhangi bir girişimde bulunmadan sadece onun ilk adımı atmasını beklemeye devam ettiğiniz sürece  erkek bilinçaltındaki savaşçı ruhu ortaya çıkıp savaşır.Sizin için mücadele etmesi gerektiğine karar verir. Hem de beğenildiğini, peşinden koşulduğunu ve onun için savaşıldığını bilen hangi kadın mutlu olmaz ki !

Beden dilinizi elinizde geldiğince en  iyi biçim de kullanın !

İlk adımı atıp sonra da flört noktasına geldiğinizde beden dilinizi çok  iyi kullanabilmeniz çok önemlidir. Bir kere kendinizden oldukça  emin görünmelisiniz ve kendinize güvenmelisiniz. “Acaba bu şekilde güzel görünüyor muyum, beni hoş bulacak mı? ”  gibi soruları aklınızdan tamamen çıkarıp bir kenara atın. Üzerinize giydiğiniz elbiseleri de çekiştirmekten vazgeçin ! kendine güvenmeyen tedirgin tavırlar ve özgüvensiz bakışlarınız genellikle karşı taraf için oldukça itici ve gereksiz bulunur.

Oldukça rahat tavırlarda bulunarak aranızdaki mesafeyi çok uzak tutmadan onunla konuşmaya çalışın.Onunla göz teması kurmaktan da bence çekinmeyin, Konuşma esnasında arada bir koluna, omzuna hafif  hafif  dokunmak, karşı tarafı etkilemek, samimiyetinizi göstermek ve onun sizden etkilenmesini sağlamak için çok  iyi bir yoldur bu tarz küçük şeyler.

Gülümseyin !

Gülümsemekten hiç bir zaman ama hiçbir zaman çekinmeyin.Güzel bakabilmek gibi güzel gülümseyebilmek te oldukça  çok önemlidir. Erkekler kadınların gülümseyişini seksi bulur ve bayılırlar. Abartılı bir şekilde gülümsemeye hiç gerek yok, sürekli sırıtmaktan bahsetmiyoruz tabiki ama neşelenmeyi bilen, esprili kadınlar her zaman çekicidir. Gülümsemenin seksiliğini her an kullanın.Ama doğal ve içten gelen iyi bir gülücük olsun bu her zaman .

comments: Closed tags: