Padişah ile vezir tartışmaya başlamış. Padişah vezire,
“En büyük ve en güçlü olan benim. Sen benim emrimdesin!” demiş. Vezir,
“Hayır ben büyüğüm. Ordunun başında ben savaşıyorum, sen sadece mühür basıyorsun,” diye itiraz etmiş. Tartışma uzayınca padisahla vezir, bir çobanın yanına gitmişler ve konuya hemen girmemek için çobana sormuşlar:
“Senin koyunun mu büyük, ineğin mi?”
Çoban şaşırmış;
“İneğim,” demiş.
“Keçin mi büyük, öküzün mü?” Çoban;
“Öküzüm tabii,” deyince, asıl soruyu yöneltmişler çobana:
“Söyle bakalım, padişahın mi büyük, vezirin mi?”
Çoban hiç düşünmeden yanıt vermiş:
“Vallahi ben bu hayvanları tanımıyorum!”
Padişahla Vezir
Gözlük Takamazsın
Adam, korkunç bir kazada kulaklarının ikisini birden kaybetmiştir. Bu alışıllmadık durum onu oldukça hassas ve alıngan bir kişi yapmıştır.
Kaza sonucu sigorta şirketinden aldığı rekor tazminat, acısını oldukça hafıfletmiş ve ona her zaman hayalini kurduğu işi kurma olanağıvermistir. Gider ve gelişen, küçük bir bilgisayar şirketini satın alır. Ancak hiç
yoneticilik deneyimi olmadığını görür ve birilerini işe almaya karar verir. Üç tane aday seçer ve her biriyle tek tek görüşür. İlk aday oldukça iyidir ve adam onu sevmeye başlar. Derken adaya sorar
-” Bende alışılmadık birşey görüyormusun ” Adam yanıtlar,
-”Eger onu kastediyorsanız, kulaklarınız yok.” Adam üzülmüştür, derhal adayı odadan kovar.
Ikinci aday, birinciden de iyidir. Konuşmanin devamında adam aynı soruyu ona da sorar,
-” Bende alışılmadık bir durum görüyormusun ” Aday,
-”Evet” der,”Kulaklarınız yok! “.
Adam üzgün ve kızgın, onu da dışarı atar. Derken sıra üçüncğüadaya gelir. üçüncü, diğerlerinden de iyidir. Tüm soruları mukemmel yanıtlar verir. Adam heyecanla sorar,
-” Bende, alışılmadık bir durum görüyormusun “. Aday,
-” Evet, kontakt lens kullanıyorsunuz. ” der. Adam iyice heyecanlanmıştır,
-”Cok iyi! bu senin zeki biri olduğunu gosterir, nasıl anladın ”
-” Basit kulakların yoksa gözlük takamazsın! “
Güle Güle
Adam bakmış, küçük oğlu dua ediyor…
-Tanrım anneme, babama, büyükbabama uzun ömür ver. Güle güle anneanne…
Bir anlam verememiş bu duaya… Ancak ertesi gün acı haber gelmiş. Anneenne sizlere ömür…
Ertesi hafta adam bakmış çocuk yine duada:
-Tanrım anneme babama uzun ömür ver. Güle güle büyükbaba… Ertesi gün büyükbaba vefat eder…
Bir hafta sonra adam bakmış küçük çocuk yine duada:
-Tanrım anneme uzun ömür ver. Güle güle baba…
Adam ertesi sabah bir hastaneye gitmip yatmış. Tetkikler, tahliller, kalp elektrosu, röntgen çekimleri… Sapasağlam.
Bakmış karısı iki gözü iki çeşme ağlıyor.
-Ne oldu hanım.
-Bizim postacı, demiş hanım. Ne iyi adamdı. Bugün haber aldım. Ölmüş!
Üşütmüş
Doktor, ünlü bir ressam olan arkadaşını ziyarete gitmiş. Ünlü ressam, son olarak yaptığı hasta bir adam tablosunu doktor arkadaşına gösterip:
-Eee, söyle bakalım fikrin ne? diye sormuş:
Doktor tabloya tekrar bakıp cevap vermiş:
-Önemli bir şeyi yok sadece üşütmüş :)
Gömlek
Hoca, bir sabah fırtına sesi ile uyanmış. Pencereden dışarı bakmış, ne görsün?! Kuruması için ipe astıkları gömlek düşmüyor mu?!
Başlamış bağırmaya:
“Hatun kalk kurban kesmemiz lazım.”
Sabahın körü neye uğradığını şaşıran kadın telaşla sormuş:
“Kurban nereden çıktı efendi.”
“Gömleğim, gömleğim ipten düştü.”
“Gömlek düştü diye kurban kesildiği nerede görülmüş?!”
“Deme öyle hatun, ya içinde ben olsaydım!!”