İnancın Yalın Hali

Ocak 18, 2011 under Kişisel Gelişim

“Bilinçaltındaki mevcutları silip yer açmadıkça, ona yeni kayıtları kabul ettiremezsiniz. Bu, onun için açık bir çelişkidir ve işleyişi gereği bundan hoşlanmaz.”

…… Arının… Amacınız her ne ise, kim olmak istiyorsanız, neyin bir parçası kalmak ya da hangi bütünün merkezini oluşturmak istiyorsanız evvela arının.

Sizin okuduğunuzu sandığınız bir kitabın satır arasında veya izlediğiniz ekranın küçük bir karesinde merakı başka bir noktaya takılı kalmış bir şey kayıtta. Üstelik ilgisini çeken şeyden, sizin hoşlanıp hoşlanmamanız, kabul edip etmemeniz de hiç önemli değil onun için… Dikkatin altındaki detayı yakalamak onun işi. 7 gün 24 saat aralıksız. O, her eylemi bir duyguya bağlamakta bilincinizden çok daha usta. Çünkü O, bilinçaltı.

Durup dururken bir insandan nefret ettiğiniz oldu mu? Ya da severek yediğiniz bir şeye artık tahammül edemediğiniz? Yahut sürekli gittiğiniz, sizi rahatlatan bir mekanda boğulmaya mı başladınız? Örnekleri çoğaltalım. İdolünüz olan bir insan, düşünceleriyle sizi artık pek etkileyemiyor mu? Daha önce bayıldığınız bir müziğe şimdilerde duyduğunuzda çığlık atasınız mı geliyor? Haberiniz olmadan kim bilir hangi semboller yüklendi her birinin üzerine…

Bir insana kendi cehennemini yaşatabilecek kudrette olduğu halde yine kendi cennetinin anahtarını sunabileceğine inanmadığınız bir mucizevi güçten bahsediyorum… Karşılaştığınız bir hadiseden, bir düşünce kalıbı türetip arşive kaldırması için tek bir gereksinimi var: Bilincinizde o an yer alan duygu. Beyin aynı anda 5 ile 7 eylemi kontrol edebilme yetisine sahiptir. Geri kalan kısım bilinçaltının vakumuna kapılmak zorundadır. Benzer kategorideki herkesi ve her şeyi birbirine bağlayarak çalışmak prensibi gereğidir. İlk görüşte ısındığınız bir insanı, mutlaka geçmişinizden sevdiğiniz bir insanı hatırlattığı için kendinize uyumlu bulur ve elektrik aldığınızı söylersiniz. Ya da tersi şekilde ilk kez göz teması kurduğunuz kişiye karşı frekans uyuşmazlığı çekebilirsiniz. Çünkü daha ilk saniyelerde analiz yapılıp, etiket yapıştırılmıştır. Düşünün: Sesine tahammül edemediğiniz bir cisim ve ya araç, evinize sokmadığınız bir obje yahut fikirlerine hararetle karşı çıktığınız bir insan mutlaka vardır. Uykuya dalmadan edindiğiniz bir alışkanlığınız, melodisiyle sizi büyüleyen bir şarkı, bulunduğunuz mekandan çıkmadan önce kontrollerini defalarca yaptığınız takıntılarınız mutlaka vardır.

Görüldüğü üzere sabit verilerle alışılmışın dışına çıkabilmemiz imkansızdır. Bunca aynılığın arasında farklılık ummak oldukça iyimser bir davranıştır. O halde?

Bilinçaltındaki mevcutları silip yer açmadıkça, ona yeni kayıtları kabul ettiremezsiniz. Bu onun için açık bir çelişkidir ve işleyişi gereği bundan hoşlanmaz. Bu durumda arınmak ilk yapmanız gerekendir. Arınmanın ilk şartı ise affetmektir. Bu ise kabul gerektirir. Ön kabulünü yapmadığınız bir kişiyi ya da olayı zihninizde sürekli suçlarsınız. Affetmekten uzaklaşırsınız ve arınmaya geçemediğiniz için de bilinç, görüşü alınmadan oluşturulmuş kalıplar üzerinden size “aynılıkları” yaşatmaya devam eder.

Hepimizin duyduğu pişmanlıkları ve canımızı acıtan yaraları var. Hepimizin yersiz münakaşaları, koşullarına göre doğru bulduğu tercihleri var. Bu tercihlerin sonuçlarını hala yaşıyor olsak bile yapabileceğimiz şeyler mutlaka var. Tümünü kabul edin, affedin ve arının. Size, egonuza, nefsinize, gururunuza ne kadar ağır gelse bile… İstediğiniz şeylere ulaşmak için, evvela istemediğiniz şeyleri aşmak durumundasınız. Ulaşmak istediğiniz hedefleri, kendinizde değiştirmek istediğiniz niyet ve davranışlarınızı tespit edin. Bunları net ifadelerle ve emir kipi kullanarak, tersten yazılmış şekilleriyle, fazla göz önünde bulunmayacak yerlere asın. Unutmayın, bilinçaltı farklı şeyleri sever ve buna eşlik eden duyguyla karşılaşırsa da benimser. Yaşam alanlarına asacağınız bu küçük ama etkisi muazzam olan notlarınızda gelecek zamana ait ekler kullanmayın. İzlediğiniz, dinlediğiniz, okuduğunuz her şeye dikkat edin. Çeşitli olumlama cümleleri kurup, ses kaydı oluşturmak da çok etkili bir yöntemdir. Sabah günün ilk saatlerinde ve mutlaka uykuya dalmadan önceki zaman dilimlerinde dinlemeniz, zihinde yeni kanalların açılmasında nokta etki sağlar.

Evrendeki temizliğe önce kendi özünüzden başlayın. Kimden nefret edip, kimi suçluyorsanız bağışlayın. Kocaman bir balonun gökyüzüne bırakılması gibi… Sessizce, büyük bir mutlulukla ve içten bir huzurla bırakın tutsak kıldıklarınızı. Herhangi bir zamanda, herhangi bir yerde ama tam da o anda ve o durumda olmak belki de o kadar kötü değildir. Koşulları affedin. Derin bir olgunlukla, asaletle ve sıcak bir samimiyetle…

Gidenlere ağlamaktan ve yersiz bekleyişleri anlamlandırmaktan vazgeçin. Derinliklerinizde kalmış her şeyi yeniden tanımlayın. Tutkularınızın gözeneklerini mesken tutmuş gizli hırslarınızı yakalayın. Arının. Her türlü menfaatten ve menfi düşünceden… Kinden, gerilimden, çabasız kazançtan, boş tesellilerden ve kıskançlık illetinden… Ellerinizi, zihninizi, kalbinizi tüm benliğinizi arındırın ki, her gününüz bir diğerinin tekrarı olmasın. Bilinçaltının “aynılık” kavramından duyduğu rahatlık ve eminliği reddedin. Zor olanı, cesaret gerektireni yapmaya karar verdiğinizde, dirense dahi sonunda teslim olacağını bilin.

Karalamalarınızı temize çekin. Hiç bakmadığınız manzara kenarlarını seçin. Tüm şımarıklıklardan kendinizi yalıtmayı bilin. Aynı zamanda da mükemmel bir tasarımın parçası olma bilincini de kaybetmeyin. Kendinize bir varoluş mucizesi olarak bakın. Çevrenizde şükretmeye dair ne varsa hayranlık besleyin. Başınıza gelen mutluluk verici hadiseleri tarihleriyle birlikte not edin. Gün geçtikçe çoğalan cümleler, yaşantınızdaki memnuniyet kayıtlarına ve huzurlu olma gerekçelerini içeren bir arşive dönüşecektir.

Bir yağmurun usul usul koca bir şehri arındırdığı gibi arının. Sessizce olsun, içinize dönerek. Fakat ses getirsin yaşamınıza yansımaları… Gönlünüzde ve zihninizde ne varsa, ederiniz odur. Kötü olan hiçbir şeye varlığınızda yer vermeyin ki; birikmesin.

Günün sonunda huzurla yudumladığınız çaya ne kadar yorulduğunuz değil, neler edindiğiniz eşlik etsin. Her yeni gün tekrar arının. Çevrenizde size kulak tıkayan ne kadar çok insan çıkacaksa daha da fazlası gözünüzün içine bakacak. Siz içinizde başlatın, dışınız da buna ayak uyduracak. Sever adım, sayar adım…

Hayat size asla vaatte bulunmaz. Sizin ona vaat ettiklerinize şahitlik yapar. Yaptıklarınıza pişmanlık katarak, yapmadıklarınıza takılı kalarak geçiyor zaman… Yakın ihtimallere uzak kalarak, “ben” bilincine yanlışlıklar katarak yol almayın. Kendinizi geleceğe taşırken, bugünü karsız kapatanlardan olmayın. Hayallerinizi gerçekleştirmek için bilincinize yatırım yapın.

comments: 0 » tags: ,

Söz Büyüdür

Ocak 17, 2011 under Kişisel Gelişim

Söz büyüdür. Bu nedenle kullandığınız her sözcüğün niyetinizle, varmak istediğiniz noktayla ilgili olmasına özen gösterin. Ağzımızdan çıkan en küçük bir söz bile tüm vücudumuza, tüm evrene yaydığımız bir emirdir. Dolayısıyla odaklandığımız düşünceler ve sıkça ağzımızdan çıkan sözler bir süre sonra bizim gerçekliğimiz olmaya başlar.

Bugüne kadar kim bilir size neler söylendi? Sadece öyle söylendi diye hiç denemeden, farkında bile olmadan kabul ettiğiniz kim bilir neler var? Ancak bunların artık önemi yok. Önemli olan nasıl bir “siz” yaratmak istediğiniz. Hayal ettiğiniz yeni sizi yaratırken, kelimelerin, hedefinize uygun olumlama cümlelerinin gücünü unutmayın. Bu cümleleri boş kaldığınızda, araba kullanırken, uykuya dalmadan önce, sabah kalkar kalkmaz aynaya bakarak sık sık yüksek sesle tekrar edin. Ödev verilmiş bir ilkokul çocuğu gibi sayfalar dolusu yazın. Yazı evrenle yaptığınız bir sözleşmedir.

Kendi olumlama cümlelerinizi yazmak isterseniz dikkat etmeniz gereken birkaç nokta var:

1. Olumlama cümleniz olumlu olsun! Yani Hasta olmak istemiyorum yerine Sağlıklıyım gibi tamamen olumlu kelimelerden seçilmiş kalıplar kullanın.

2. İstiyorum ifadesinden kaçının. Mutlu bir hayat istiyorum demek yerine Mutlu bir hayata sahibim deyin. Evren onaylayandır. İstiyorum dedikçe istemekle kalırsınız. Sahibim dediğinizde tüm hücreleriniz o andan itibaren mutlu bir hayata sahip olduğu komutunu alır ve size bunu yaşatmaya başlar.

3. Cümleler hedefinizi net içersin. Zayıflıyorum gibi sonunun nereye gittiği belli olmayan cümleler kullanmayın. Eğer muhakkak zayıflamakla ilgili bir cümle kurmak istiyorsanız, varmak istediğiniz hedef kiloyu da içine koyarak 55 kilodayım, hatta 55 kiloda olduğum için şükürler olsun deyin.

4. Belirsiz ifadelerden kaçının. Kurduğunuz cümle herkes tarafından anlaşılabilecek basitlikte olsun.

5. Cümlelerinizi gelecek zaman yerine şimdiki zaman veya geniş zaman kipinde kurun. Çok mutlu olacağım demek yerine Çok mutluyum deyin. Gelecek zaman kipi yaşamak istediğiniz durumu her zaman daha ileri bir zamana öteler. Böylece hiçbir zaman o durumun içinde olamazsınız.

6. Olumlamalarınız başka insanlar hakkında değil kendiniz hakkında olsun. Bana saygı göstersin demek yerine, saygı görmeyi hak ediyorum deyin.

7. Cümlelerinizi yumuşatabilirsiniz. Kendimi olduğum gibi kabul ediyorum şeklinde ilk başta ikna olmakta zorluk çektiğiniz cümleleri kendimi olduğum gibi kabul etmeye başlıyorum, kabul etmeyi öğreniyorum şeklinde yumuşatın. Zamanla bu cümleleri kabul ediyorum şeklinde değiştirirsiniz.

Japon Dr. Masaru Emoto suyun, söylenen sözlere, hissedilen duygulara, gösterilen görüntülere ve dinletilen müziğe göre nasıl bir değişim gösterdiğini birbirinden muhteşem su kristali fotoğraflarıyla gözler önüne seriyor. Vücudumuzun 4′te 3′ünün su olduğunu düşünürseniz, ağzınızdan çıkan her sözle önce kendinize sonra çevrenize neler yaptığınızı daha iyi anlayabilirsiniz.

Hayatınızı değiştirmek istiyorsanız mutlaka kullandığınız cümleleri de değiştirin ve olumlama cümlelerini bol bol kullanarak ruh halinizi daha olumluya çekin.

Olumlama cümlelerini kullanırken, aynı zamanda harekete de geçin: Artık her gün “zenginim” diyorum, yakında zengin olurum. Bu yanılgıya düşmeyin. Sadece zihininizi yeniden programlamanız yetmez. Hedeflediğiniz duruma doğru adım da atmalısınız. Bir aksiyon planı oluşturmalı ve harekete geçmelisiniz

Büyük Düşünün

Aralık 31, 2010 under Kişisel Gelişim

Hayatın her anında yaşadığımız her olaylarda büyük düşünmeliyiz. Eğer ki hayatta ne kadar büyük düşünürsek başarıya o kadar inanacağımızı ve başarıya kısa sürede kavuşacağımızı biliyormuydunuz. Hayalleriniz, umutlarınız hep büyük olsun. Ne kadar büyük düşünürsek hayallerimizin üstünü o kadar kolay yakalarız.

Hayat devam ettiği sürece sizi hayata bağlayacak sürekli nedenleriniz olacaktır. Bazıları bu nedenleri kendileri belirler bazıları ise hayat nehrinde kendilerini akıntıya bırakırlar. Bu nedenlere ben hedeflerimiz diyorum. Bu hedef bazen mağaza vitrininde duran bir ayakkabı, bazen güzel kırmızı bir uçurtma, bazen bir spor araba bazen de güzel bir kariyer olabilir. Hedef önemlidir çünkü hedeflerimizin ölçütü hayatlarımızın ölçütünü belirler.

“Kader bir şans oyunu değil, seçim sorunudur. Beklenecek değil, elde edilecek bir şeydir.”
William Bryan

Hayat devam ettiği sürece sizi hayata bağlayacak sürekli nedenleriniz olacaktır. Bazıları bu nedenleri kendileri belirler bazıları ise hayat nehrinde kendilerini akıntıya bırakırlar. Bu nedenlere ben hedeflerimiz diyorum. Bu hedef bazen mağaza vitrininde duran bir ayakkabı, bazen güzel kırmızı bir uçurtma, bazen bir spor araba bazen de güzel bir kariyer olabilir. Hedef önemlidir çünkü hedeflerimizin ölçütü hayatlarımızın ölçütünü belirler.

Kişilerin başarı tanımı, kendisine layık gördüğü hayatın büyüklüğüne göre değişir. Bazıları en dipte ve kaybeden insan olarak yaşamayı seçer. Bazı insanlar ise büyük adam olma güdüsüyle doğar. Bunlar zirvede yaşar ya da kendilerini yaşamış saymazlar. Toplumdaki alt, orta ve üst sınıflar da böyle oluşur. Üst sınıfa mensup olup kaliteli bir hayat yaşayan insanlar her alanda kendilerine zirveyi hedef alan insanların arasından çıkar. Everest’in zirvesini hedefleyen bir dağcı için K2’nin zirvesiyle yetinmek ancak bir teselli iken bu, pek çok insan için ulaşılması imkansızı simgeler.

Kader gerçekten de bir seçim sorunudur. Siz hangisini seçersiniz? Daha az yorulup, daha az yürüyerek yaşamınızı küçük bir tepenin üstüne kurmayı mı yoksa mücadeleyi bırakmayıp zirvelerin hakimi olmayı mı?

“Eğer düşünecekseniz büyük düşünün”

Başarılı olma yolculuğuna çıkmadan önce başarı tanımınızı ve başarılı olma kriterinizi belirlemeniz çok önemlidir. İnsanların başarı tanımları onların hayata bakışlarını sınırlayan en önemli etmendir. “Benim için elde edebileceğim en büyük başarı kendime ait bir evde oturmak olurdu” derseniz bunun ötesine pek geçemeyebilirsiniz.

İnsan büyük şeylere muktedirdir. Ama büyük düşünebileceği halde küçük düşünmek insanı hayatın tüm alanlarında gemler. Büyük işler yapabileceğinizi hayal etmiyorsanız bunu yapamazsınız. Bazılarımız yıldızlara dokunmayı bir hedef olarak değil bir hayal olarak görüyorlar. Bir zamanlar imkansız gibi görünen pek çok şeyin artık sıradan hale geldiği bir dünyada ben bunu kendi kendine sınır koymak olarak algılıyorum.

Einstein “Bu dünyada bilgiden daha değerli olan bir tek şey vardır. O da hayal gücüdür”demiştir.

Hayal gücü ve büyük düşünme yeteneği olmadıkça tek başına bilgi kimseyi başarıya ulaştıramaz.

NUH YILMAZ

Sevgi ve Huzur İçin

Aralık 29, 2010 under Kişisel Gelişim

Sevgi ve huzur için. Hayatımızı sevgi ve huzur içinde geçirmek için sadece bunları dilemek yetmez. Kendimize hakim olarak ve bu güzel duyguları isteyerek bunu başarabiliriz. Dr. İsmail AĞAR tarafından kaleme alınmış bu yazımız umarız işinize yarar. Hayatın her anını sevgi ve huzur içinde geçirmeniz dileğiyle.

Sıkça ifade edilen sevgi, huzur, anlayış kavramların bedenin kimyasal değişimlerine de yön verdiğini söyleyebiliriz. Tüm bu olumlu düşünceler ve hislerle insanların birbirlerini, tüm canlıları ve üzerinde hayat bulduğu evreni kucaklaması pozitif düşüncelerle ruhunu ve bedenini dengeleyerek yaşamını sürdürebilmesi insan…oğlunun ruhuna olduğu kadar bedenine yapacağı en büyük iyiliktir.

DÜŞÜNCE KONTROLÜ

Düşünceler bilincimizin kontrolü altındadır. Çevreye ve kendimize karşı beslediğimiz olumsuz hisler, olumsuz düşünceler, karamsarlık, stres beyin kimyasında değişiklikler yaparak vücut fizyoloji üzerinde de olumsuz etkiler yaratır. Kaygı ve heyecan hallerinde ortaya çıkan ter basmaları, el titremeleri, mide ağrıları gibi. Dolayısıyla pozitif düşünmek sağlığınızı da şekillendirecektir.

STRES ŞİŞMANLATIYOR

Olumsuz düşünceler ve olumsuz koşullar altında yaşayan insanlar sürekli stres halindedir ve sürekli yağ depolamayı sürdürür. Bünye yağ rezervlerini arttırır. Yoğun baskı ve stres altında vücut kortizol maddesi salgılar. Vücut su ve tuz tutulumunu arttırdığı gibi insan bünyesi bu durumda enerji yakmaktan daha çok enerji üretme ve yağ depolama haline geçiyor. Kortizol hormonu aç kalabileceğinizi düşünerek, yağ depolanmasını aktive ediyor.

VÜCUT KiMYASINI BOZUYOR

Aynı zamanda stres, karın bölgesinde şişmanlığa neden olan kimyasal maddeleri salgılamasıyla göbek ve bel çevresi yağlanmaları kaçınılmaz oluyor. Bu yağlar doğrudan karaciğere yönelerek kolesterol ile birleşip, kan dolaşımına karışır. Bu da kalp hastalıklarına yakalanma riskini artırmaktadır.

SERATONiN

Açlık, yorgunluk, stres, yemek, ışık ve ilaçlar gibi faktörlerin tamamı insan vücudundaki seratonin düzeyini etkilemektedir. Seratoninin kaygı ve endişe hali ve depresyonun oluşumu üzerinde etkisi vardır. Stres ve düşük kan şekeri seratonin düzeyini düşürürken, peynir çikolata portakal,mandalina,domates gibi içinde aminler bulunan besinlerle ve içinde triptofan bulunan süt, hindi eti gibi gıdalar seratonin düzeyini yükseltmektedir.

POZiTiF DÜŞÜNCEYi TAKViYE EDEN BESİNLER

Depresif ve kaygılı ruh halinden kurtulmak, stresi uzaklaştırmak için aynı zamanda sağlıklı işleyen bir bedene sahip olabilmek için olumlu düşünce ve sevgi anahtarınızdır.Ayrıca yoğun yaşam temposu içinde stres ve baskı karşısında size yardımcı olacak besinleri Ramazan’ da da ihmal etmemenizi öneririm MUZ: Alkaloit adlı madde moral takviyesi sağlamaya yardımcıdır.

TAZE FASÜLYE-ISPANAK: folik asit eksikliğinin beyindeki serotoninin azalmasına ve moral bozukluğuna neden olduğu biliniyor Ispanak ve taze fasulye folik asidin zengin kaynaklarındandır.

BALIK -HİNDİ GÖĞSÜ: Selenyum moral düzeltici etkiye sahiptir. vücuttaki ağır metallerin dışarı atılmasını sağlar. Hindi ve balık zengin selenyum kaynağıdır.

KEPEKLİ EKMEK: Tahıl, meyve, sebzede bolca bulunan tiamin ve selenyum eksikliği strese yakalanma riskini arttırır. Beyaz ekmek gibi işlenmiş karbonhidratlar kan şekeri seviyesinde dalgalanmalara yol açar,bu nedenle beyaz ekmek yerine kepekli ekmeği tercih etmek moral düzeltici etki yaratacaktır.

Dr. İsmail AĞAR

Korkularınızla Yüzleşin

Aralık 28, 2010 under Kişisel Gelişim

Korkularınızla yüzleşin. Hepimizin hayatta yaşadığımız irili ufaklı korkularımız vardır. Kimi insanlar bu korku kontrol edilebilecek seviyede kimi insanlarda ise kontrol dışı korkular oluşabilir. Aslında yaşadığımız bütün korkular bilinçaltımızın bize yarattığı bir hayal duygusudur. Eğer bu korkular kontrol edilebilecek seviyede ise sorun yoktur. Çünkü hayatta yaşadığımız küçük korkular bizi bir takım tehlikelerden korur. Ancak korkularımız kontrol edilemeyecek düzeyde ise bu hayatımızı ciddi anlamda etkileyebilir. O yüzden mümkün olduğunca bilinçaltımızın bize oynadığı bu oyunu minimum seviyeye düşürmeye çalışmamız gerekiyor. Bu yazımızda da korkularınızı yenmek için size bir takım önerilerde bulunacağız.

“İnsanların çoğu karanlıkta yaşamayı tercih ediyor. Daha da kötüsü, yarı uykulu bir uyuşukluk hali. Oysa korkularınızla yüzleşmeyi başarırsanız, hayatınızdaki düğümler çözülecek. Ancak bunun için mücadele etmek gerek. Korkularınız gerçek değil, sadece bir yanılsama” diyen Vanderberg kendini yaşam koçundan ziyade “spiritüel koç” olarak tanımlıyor. Hepimizin en sık tekrarladığı hatanın “geçmiş ve gelecek için duyduğumuz korku” olduğunu söylüyor: “Oysa içinde bulunduğumuz anı yaşayarak zamanı genişletmek mümkün. Bütün dikkatinizle yaşadığınız ana konsantre olursanız, zaman adeta bir okyanusa dönüşür. Sahip olduklarımızın değerini takdir etmediğimizde çok şey kaçırıyor ve pişmanlıkla kendimize acı çektiriyoruz. Oysa takdir etmek ve şükür çok önemli, çok belirleyici.”

Vanderberg’e göre mutlu olmak sanıldığından daha kolay. Hatta o kadar kolay ki, insanlar formülün basitliği karşısında bir türlü ikna olmuyor. Oysa hayatınızın herhangi bir noktasında değişmek için minicik bir istek duymanız bile yeterli. Ancak bunun kalpten gelen hakiki bir istek olması şart. Bu şekilde en umutsuz durumlardan çıkmak bile mümkün.

Aklınıza ünlüler ve zenginler bizden daha mı mutlu, diye bir soru gelirse: “Pek değil. Hemen hemen aynı dertlerden mustaripler. Sadece bizden daha paranoyaklar” diyor Vanderberg. Sağlık, kilo, ilişkiler, para ve statüyle ilgili endişeler de en çok karşılaştığı sorunlar.