Aşk İki Kişiliktir

Kategori: Makale

Hıncal Uluç’un “Aşk İki Kişiliktir” adlı güzel bir makalesi…

“Ne parlak bir aldanış” diyor Haşo, Ataol’un muhteşem dizeleri için..
“Ölümdür yaşanan tek başına,
Aşk iki kişiliktir.”
diyor ya Ataol.. Haşo itiraz ediyor..
Şiir güzel ama Ataol da yanılıyor. Aşk tek kişiliktir, aşk ilişkisi başka” diyor ve asıl o fena halde yanılıyor.. “Aşk iki kişiliktir” Haşo.. Her zaman..
Her yerde..
Yunus gibi, soyut olsun isterse aşkın gene de “Sen” gerek, ille de ikinci şart aşk için. Âşık için..
“Aşkın aldı benden beni
Bana seni gerek seni
Ben yanarım dünü günü
Bana seni gerek seni
Aşkın şarabından içem
Mecnun olup dağa düşem
Sensin dün ü gün endişem
Bana seni gerek seni.”
“Sen” olmazsa, aşk olmaz Haşo.. Yalnız “Ben” le aşk olmaz..
Seni sevmese de.. Senden haberi bile olmasa, Aşkın olması, “Sen”in varlığına bağlı.. Öyle diyor Nazım da.. O da yanılıyor tabii, sence..
“Yani sen elmayı seviyorsun diye
elmanın da seni sevmesi şart mı?
Yani Tahir’i Zühre sevmeseydi artık
yahut hiç sevmeseydi
Tahir ne kaybederdi Tahirliğinden?”
Zühre, Tahir’i sevmeseydi, Tahir Tahirliğinden hiçbir şey kaybetmezdi, ama Zühre olmasaydı, “Tahir ile Zühre” olmazdı.. Yani “Aşk” olmazdı, Haşo.. Aşk olmazdı.. Aşk için bir Tahir yetmez.. Bir de Zühre.. İlle..
Sadece Nazım mı?.. Aşkı yazanların hepsi böyle demiş be Haşo, çağlar boyu.. İşte Nesimi..
“Nesimi’ye sormuşlar yarin ile hoş musun
Hoş olayım olmayayım o yar benim kime ne”
Yani.. Önemli olan “O yar benim” diyeceğin birisinin olması.. Yanında, ya da kafanda fark etmez… O yar artık senin olmasa da fark etmez..
Ataol da onu diyor ya zaten..
“Bir anı bile kalmamıştır
Geceler boyu sevişmelerden;
Binlerce yıl uzaklardadır
Binlerce kez dokunduğun ten;
Yazabileceğin şiirler
Çoktan yazılıp bitmiştir;
Ölümdür yaşanan tek başına,
Aşk iki kişiliktir.”
Sevgili Haşo.. Yalnız yaşaman, onun seni terk edip gitmesi, hatta daha en başından hiç gelmemesi, aşkı tek kişilik yapmaz..
İşte gitti.. 10 yıl oldu gideli.. Binlerce kez dokunduğum ten, binlerce yıl uzakta işte.. Ne değişir Haşo.. Ne değişir?..
Ölürsem yalnız gideceğim.. Ama aşkım hâlâ iki kişilik.. O kafamda oldukça, hep de iki kişilik kalacak.. “İki kişilik olan aşk ilişkisidir” deyişini de sana hiç yakıştıramadım.
Bununla “Sevişme”yi kast ediyorsan, orda da yanılıyorsun.. Aşk gibi sevişme de kafada yaşanır bazen.. Günlerce, gecelerce sevişirsin hatta.. Aşkta nirvanaya ulaşmışsan, yanında olması gerekmez, ona dokunduğunu, onu kokladığını hissetmen için.. Gece yatağında sarıldığın yalnızlık değildir, o dur.. Sunay’ın dediği gibi..
“Giderken yastığında bıraktığı çukur..”
İlişkiden kastın salt cinsellikse eğer Haşo, o zaman asıl, tam da o zaman asıl, ikinci şart değil işte.. Tek başına da yaşayabilirsin cinselliği.. Hele de günümüzün teknolojisinin sağladığı araçlarla, tek başına ne doyumlara ulaşabilirsin..
Ama Aşk.. Ama Aşk.. Bir daha anlat be Ataol!.. Bin defa daha anlat..
“Yitik bir ezgisin sadece,
Tüketilmiş ve düşmüş, gözden.
Düşlerinde bir çocuk hıçkırır
Gece camlara sürtünürken;
Çünkü hiçbir kelebek
Tek başına yaşayamaz sevdasını,
Severken hiçbir böcek
Hiçbir kuş yalnız değildir;
Ölümdür yaşanan tek başına,
Aşk iki kişiliktir.”

İki Aşk Arasında

Kategori: Makale

Mehmet Coşkundeniz’in İki Aşk Arasında adlı çok güzel bir makalesi.

Bazen duygular insanı istemediği yerlere sürükler. Ne kadar karşı koymak isteseniz de yapamazsınız. Bir aşkı yaşarken bir başkasından etkileniverirsiniz. Kararsızlıklar, uykusuz geceler, “Tanrım ben ne yapacağım” diye düşünmeler, hatta gözyaşları başlar. İşin içinden bir türlü çıkamazsınız. Bir yanda tanıdığınız, sevdiğiniz güvendiğiniz o insan, diğer yanda bakışıyla, konuşmasıyla, hareketleriyle sizi etkileyen diğer insan…
*
Hiç kimse sizi biriyle birlikteyken bir başkasına aşık oldunuz diye suçlayamaz. Aşk bu, ne zaman ve nereden geleceği belli olmaz. Aşkın gücünün aşamayacağı duvar yoktur. Zaten kalbinizin önüne duvar öremeyeceğinize göre her an böyle bir olayla karşılaşabilirsiniz. Bu yüzden öncelikle kendinizi yargılamayın. Bu ayıp bir şey değil. Aksine çok doğal. Ancak, aynı anda iki kişiyle birlikte ilişki yürütmek kişiliğinizi zedeler. Kendinize saygınızı yok eder. Bunun adı ihanettir ve ihanet öyle keskin bir bıçaktır ki sonunda dönüp sizi yaralar.
*
Herkes kendi tercihini yaşar ve tercihlerini belirlemekte özgürdür. Ama tercih yaparken iyi düşünmeniz gerekir. Bir insanı tanımanın en iyi yolu onunla vakit geçirmektir. İkisi arasında kararsız kaldıysanız en iyi yol ilişkilerinizi arkadaşça devam ettirmektir. Birlikte sinemaya gitmek, yemeğe çıkmak, eğlenmek, konuşmak, dertleşmek onlar hakkındaki düşüncelerinizin gelişmesini sağlar. Zaman geçtikçe fikirleriniz netleşecek ve kiminle beraber olmak isteyeceğiniz ortaya çıkacaktır.
*
Tamam her şey iyi gitti, yavaş yavaş tanıdınız ve onlar hakkında fikirleriniz oluştu. Burada akla hemen şu soru geliyor. Hangisini seçeceksiniz? Sizin sevdiğinizi mi? Sizi çok seveni mi? Bakın, zaten biriyle birlikteyseniz ve bir başkası aklınızı çeldiyse aşkınızda sorun var demektir. Aşkın yavaşlama dönemleri vardır. Bunun en önemli etkeni de taraflardan birinin diğerine ilgisiz davranmasıdır. Bu durumda başkalarına yönelmeniz çok normal. Ancak, bu durumun geçici olduğunu unutmayın. Yaptığınız şey, diğerinin yarattığı boşluğu bir başkasıyla doldurmaya çalışmaktır. Bu durum ilk başta heyecan verici gibi görünse de daha sonra sorunlara yol açar. Sevgilinizin ilgisi tekrar size yöneldiğinde bu kez boşluk doldurmakla görevlendirdiğiniz kişiye karşı hisleriniz değişmeye başlayacaktır.
*
Sözün özü, insan aynı anda iki kişiye aşık olamaz. Birine aşıksınızdır, diğerinden hoşlanıyorsunuzdur. Ya da ikisine de aşık değilsinizdir ve kararsızlığınızın sebebi de budur. Belki ikisini de sevebilirsiniz ama onun da dereceleri farklıdır. Aynı anda iki kişiyi aynı derecede sevmek mümkün değil. Her zaman biri ağır basar. Kendinizle baş başa kalıp düşündüğünüzde birinden birini vazgeçilebilir olarak görebilirsiniz.

Ayrılık

Kategori: Makale

Ayrılık. Pakize Suda’nın Ayrılık adlı güzel bir yazısı…

Tam göğsünüzün ortasında bir yeriniz acıyacak…
Evinizin sizi içine sığdıramayacak kadar dar olduğunu fark edeceksiniz…
Sokağa fırlayacaksınız…
Sokaklar da dar gelecek…
Tıpkı vücudunuzun yüreğinize dar geldiği gibi…
Ne denizin mavisi açacak içinizi, ne pırıl pırıl gökyüzü…
Kendinizi taşıyamayacak kadar çok büyüyecek, bir yandan da kaybolacak kadar küçüleceksiniz…
Birileri size bir şeyler anlatacak durmadan…
‘‘Önemli olan sağlık.”
‘‘Yaşamak güzel.”
‘‘Boşver, her şey unutulur.” Siz hiçbirini duymayacaksınız…
Gözyaşlarınızdan etrafı göremez hale geleceksiniz. O’ndan ölmesini isteyecek kadar nefret edecek, az sonra kollarında ölmek isteyecek kadar çok seveceksiniz…
Hep ondan bahsetmek isteyeceksiniz… ‘‘Ölüme çare bulundu” ya da ‘‘Yarın kıyamet kopacakmış” deseler başınızı kaldırıp ‘‘Ne dedin?” diye sormayacaksınız… Yalnız kalmak isteyeceksiniz…
Hem de kalabalıkların arasında kaybolmak…İkisi de yetmeyecek.
Geçmişi düşüneceksiniz… Neredeyse dakika dakika… Ama kötüleri atlayarak…
Onunla geçtiğiniz yerlerden geçmek isteyeceksiniz… Gittiğiniz yerlere gitmek…
Bu size hiç iyi gelmeyecek… Ama bile bile yapacaksınız.
Biri size içinizdeki acıyı söküp atabileceğini söylese, kaçacaksınız… Aslında kurtulmak istediğiniz halde, o acıyı yaşamak için direneceksiniz. Hayatınızın geri kalanını onu düşünerek geçirmek isteyeceksiniz…
Aksini iddia edenlerden nefret edeceksiniz…
Herkesi ona benzetip… Kimseyi onun yerine koyamayacaksınız…
Hiçbir şey oyalamayacak sizi…İlaçlara sığınacaksınız… Birkaç saat kafanızı bulandıran ama asla onu unutturmayan… Sadece bir müddet buzlu camın arkasından seyrettiren… Bütün şarkılar sizin için yazılmış gibi gelecek… Boğazınız düğümlenecek, dinleyemeyeceksiniz… Uyumak zor, uyanmak kolay olacak… Sabahı iple çekeceksiniz… Bazen de ‘‘Hiç güneş doğmasa” diyeceksiniz. Ne geceler rahatlatacak sizi ne gündüzler… Ölmeyi isteyip, ölemeyeceksiniz… Belki çivi çiviyi söker diye can havliyle önünüze çıkana sarılmak isteyeceksiniz… Nafile… Düşüncesi bile tahammül edilmez gelecek… Rüyalar göreceksiniz, gerçek olmasını istediğiniz… Her sıçrayarak uyandığınızda onun adını söylediğinizi fark edeceksiniz… Telefonun çalmasını bekleyeceksiniz… Aramayacağını bile bile… Her çaldığında yüreğiniz ağzınıza gelecek… Ağlamaklı konuşacaksınız arayanlarla… Yüreğiniz burkulacak… Canınız yanacak… Bir daha sevmemeye yemin edeceksiniz. Hayata dair hiçbir şey yapmak gelmeyecek içinizden… Onun sesini bir kez daha duymak için yanıp tutuşacaksınız… Defalarca aradığı günlerin kıymetini bilmediğiniz için kendinizden nefret edeceksiniz… Yaşadığınız şehri terk etmek isteyeceksiniz… Onunla hiçbir anınızın olmadığı bir yerlere gidip yerleşmek… Ama bir umut… Onunla bir gün bir yerde karşılaşma umudu… Bu umut sizi gitmekten alıkoyacak… Gel gitler içinde yaşayacaksınız… Buna yaşamak denirse…

Razı mısınız bütün bunlara?
Hazır mısınız sonunda ölüp ölüp dirilmeye?
O halde áşık olabilirsiniz.

Pakize SUDA

Aşkı Onarmak

Kategori: Makale

Aşkı Onarmak bir Can Yücel yazısı…

Bedenin yükünü ayaklar taşır, ruhun yükünü yürekler.

Bütün ağırlığınızı ve yorgunluğunuzu kaldıran ayaklarınız için rahatlığı ve şıklığı bir arada barındıran ayakkabıyı seçersiniz. İçinizin acılarını sıkıntılarını, kırgınlıklarını ve hayallerini yüklenen yüreğiniz için de huzur verici ve “güzel” bir aşk ararsınız. Zaten aşklar da ayakkabılar gibidir. Bazıları çamur yağmur, toz, toprak, kar buz gibi her türlü “kötü hava” koşullarına dayanıklıdır. Bazıları ise ummadığınız kadar kısa zamanda çabucak “yamulur” ilk yağmurlu havada “altı açılır” veya güzel havalarda bile “iki günde bozulup” gider. Aşklarıda ayakkabılar kadar “itinayla” seçmezseniz, tıpkı ayağınızda olduğu gibi yüreğinizde de “nasır” oluşabilir.
Dar gelen bir ayakkabıyı sadece tarzını beğendiginiz için “zamanla açılır ” diyen satıcıya inanarak alırsanız, zaman içinde ayak kemiklerinizde “deformasyon” başlar.

Ruhunuzu daraltan bir aşk içinde yalnızca fiziksel begeniye kapılıp” zamanla düzelir” diyenlere kanarsanız, yine zamanla içinizdeki olumlu duyguların “çarpıldığını” görebilirsiniz.

Aşık olabileceginiz insan türü, tıpkı ayakkabılar kadar değişik stillerde, farklı kalitelerde ve sayısız “renktedir”… Aşkı bir çesit serüven olarak “spor” gibi yaşayanlar, aynen “spor ayakkabı” gibi dikkat çekici ve rahat kişileri bulurlar. Tersine aşkta tutucu ve istikrarlı olmayı benimseyenler “klasik ayakkabı” gibi muhafazakar çizgiler taşıyanlara tutulurlar.
Dekolte ayakkabılar gibi sadece cinsellik ve eğlence zevkleriyle ateşlenen aşklar vardır. “Bez” ayakkabılar gibi kısa ömürlü “tatil aşkları” ise hemen herkesin kişisel tarihinde mevcuttur. “Marka” ayakkabı alır gibi, sevgilinin kariyerine ve maddi durumuna “tutulan” aşıklar görürsünüz. Katı plastikten “yağmur çizmesi” edinir gibi mantık süzgecinden geçirip “işe yarar” biçimde yaşamak isteyenleri de bilirsiniz.

Ayrıca ne tuhaf ki, psikolojik testlerde “zaafı” olup evine sayısız çesitte ayakkabılar yığan insanların aynı zamanda “değişik” türde aşklara da zaafı olduğu söylenir.

Evet, aşk “ayakkabıdır” aynen ayakkabınıza bakım yapmayıp “hor” kullandığınız zaman kolayca eskittiğiniz gibi, aşkınıza da dikkatli davranmayıp özen göstermediğiniz zaman kısa sürede “eskitirsiniz”. Ve nasıl ki “delik” bir ayakkabıyı tamir ettirdiğinizde yalnızca “bir miktar” ömrünü uzatmış olursanız; “delik” bir aşkı onarmaya kalkıştığınızda da “asla eskisi gibi olmayacaktır”!

Can YÜCEL

Yorumlar: 0 » Etiketler: ,

Bahar Aşkı

Kategori: Makale

Bahar Aşkı bir Can Dündar yazısı…

Sen ki en cilvelisisin mevsimlerin, afrodizyaklarin en etkilisi, sevdanın suç ortağısın.

Yapma bunu bana!..Bahar, yalvarırım çek git işine… Salma üstüme çiçeklerini, aklımı çelme! Her sabah çimenlerim çiğden ürpererek uyanıyor bahçemde; sonra güneşle oynaşıp tütsülenmiş gibi buğulanıyor. Ne zaman sokağa çıksam badem ağaçları salkim saçak çiçek… Kavaklar kıpır kıpır, ıslık ıslığa meltem… Kırda dayanılmaz bir kekik kokusu, toprakta türlü çeşit börtü böcek… Yapma bunu bana bahar, böyle üstüme gelme.

Zaten damarlarıma zor zaptediyorum kanımı… Çoktan cemreler düşmüş beynime, yüreğime… Kalbimin buzları erimiş. Göğüs kafesimde ne idüğü belirsiz bir kıpırtıyla geziyorum nicedir… Bir de sen çıldırtma beni… Krizdeyim ben… Tembelliğin sırası değil, uyamam sana… Al git serçelerini sabahlarımdan, çağlalarına, kokularına hakim ol. Meltemlerine söyle, deli gibi ıslık çalıp sokağa çağırmasınlar beni… Bulutların üşüşmesin başıma… Girme kanıma benim… yoldan çıkarma!..

Sen ki en cilvelisisin mevsimlerin, afrodizyaklarin en etkilisi, Sevdanın suç ortağısın. Kıyma bana!..

Biliyorum çünkü, yine kandırıp yeşillendireceksin aşka; gövdemi azdırıp sonra birden çekip gideceksin. Tam kanım kaynamışken sana, toplayıp allarını morlarını, beni bir kuraklığın ortasında terk edeceksin… O iple çektiğim ışığın, dayanılmaz olacak o zaman…

Ne o delişmen sabahlar kalacak, ne günaha çağıran çapkın eteklerin uçustuğu gün batımları…Tembel kusların şakımaktan bitap, ebruli çiçeklerin kokmaktan… Buselerin nemi kuruyacak çöl rüzgarlarında…

Yeşerttiğin çiçekler yürekler solacak; damar damar çatlayacak ruhumuz… Hayat, bir ezik otlar diyarına dönüşecek yeniden… yüreğim viraneye… Her bahar sarhoşluğu gibi, geçecek bu sonuncusu da… Ebedi bahar, bir başka bahara kalacak.
Iyisi mi, hiç azdırma ruhumu bahar… İs açma başıma… Git işine! Yoldan çıkarma beni…

Can DÜNDAR

Yorumlar: 0 » Etiketler: ,